17 Aralık 2014 Çarşamba

Balikli Gol Efsanesi


Şanlıurfa ili; Türkiye’’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan ve tarihi çok eskilere dayanan bir şehirdir. Şehrin tarihinin M.Ö. 1000 yılına kadar dayandığı tahmin edilmektedir. Şanlıurfa’’da bulunan Göbekli tepe Höyüğü M.Ö. 11.yy. kurulduğu tahmin edilmektedir. 
 Dünyanın bilinen en eski yerleşim yerlerinden biridir. Ayrıca İbrahim Peygamberin ve Eyüp Peygamber’inde doğum yeri olduğu hakkında rivayetler bulunmaktadır. Şanlıurfa kent merkezinin MÖ. 9500 yılına kadar uzandığı tahmin edilmektedir. Tarih boyunca Şanlıurfa kenti; Ebla, Akkad, Sümer, Babil, Hitit, Asur, Pers, Makedonya, Roma, Bizans, Selçuklu, Eyyubi, Memluk, Timur, Akkoyunlular, Dulkadir Beyliği ve son olarak ta Osmanlıların himayesine girmiştir. 
 Bir çok  medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu antik şehir, tarihi ve turistlik yapıyı da sınırları içerisinde bulundurmaktadır. Her karışı tarih kokan bu kentteki görülmesi gereken en önemli yer, bütün dünyanın bildiği Balıklı göl’dür.
 Şanlıurfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan balıklı gölün hikâyesi, üç büyük dine inananlarında peygamberliğini kabul ettiği Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemdeki zalimlikleri ile halkına çok çektiren Nemrut ile İbrahim Peygamber arasında geçen olaylar sonucu oluştuğuna inanılmaktadır. 
 Nemrut’un, Hz İbrahim’i küçük bir tepenin üzerine kurdurduğu mancınık ile tepenin dibinde yanan ateşe fırlattığına ve İbrahim Peygamber’in düştüğü yerdeki ateşin göle, ateşte yanan odunlarında balığa dönüştüğüne inanılır. İbrahim Peygamberin, düştüğü yerde oluşan göle “Halil-ür Rahman” gölü denilmektedir.
 İbrahim Peygamberin ateşe atıldığını gören ve kendisine inanan Nemrut’un kızı Zeliha’da kendini ateşe atar fakat o da yanmaz. Zeliha’’nın ateşe düştüğü yerde de bir göl oluşur ve bu göle de “Ayn Zeliha Gölü” denilmektedir.



Gobekli Tepe

Göbekli Tepe tam 14 bin yaşında, yani piramitlerden 7 bin 500 yıl daha eski.


 Tüm kutsal kitaplarda bahsi geçen "Cennet Bahçesi"
Türkiye'de – Urfa’da bulundu.
Alman arkeolog Klaus Schmidt’ten ilginç iddialar...
Alman arkeolog Klaus Schmidt’e göre kutsal kitaplarda adı geçen
“Cennet Bahçesi”
Şanlıurfa’da... Schmidt:
“14 bin yıllık Göbekli Tepe, aslında Âdem’le Havva’nın yaşadığı
‘Garden of Eden’ olarak anılan kutsal mekân”diyor.

Cennet Bahçesinin 4 nehirle çevrelendiği, bunlardan ikisinin de Fırat ile Dicle olduğu biliniyor.

Asur tabletlerinde Beth Eden adlı bir medeniyetten bahsediliyor. Yeri Göbekli Tepe’nin bulunduğu yer tarif ediliyor.
Tevrat’ta da bahçenin Suriye’nin kuzeyinde olduğu belirtiliyor.
 “Eden” kelimesi Sümerce “ova” anlamına geliyor. Göbekli de Harran Ovası’nın hemen içinde yer alıyor.(alıntı)
Urfa Göbekli tepe ile ilgili daha öncede yazmıştım. Burası şaşırtıcı bir yer. Bilim adamlarının üzerinde ciddi olarak durdukları, onlara göre:
Tarihin değişmesine sebep olacak bilgiler Göbekli Tepede…
Üniversiteler Göbekli Tepe hakkında durmadan bir şeyler bildiriyorlar.
Gelmiş – geçmiş en büyük arkeolojik keşfi diyorlar…
Burasını insanın aklının alması çok zor diyorlar.
Bu arada bir Alman Arkeolog olan Klaus Schmidt’te buranın insanlığın doğduğu yer olduğunu söylüyor.
Esrarengiz, gizemlerle dolu bir yer Göbekli Tepe…
 Bunların hepsi tabiki iddia…
 Çalışmalar devam ettikçe kimbilir neler iddia edilecek, ya da bulunacak ve bu konularda neler konuşulacak – neler?
Bütün bunların yanında bir gerçek varsa o da Urfa’nın her taşının her toprağının altında bir tarih yattığıdır…
Şanlıurfa’da arkeologları şoke edecek düzeyde önemli kalıntıların bulunduğu Göbekli Tepe hakkında çok sansasyonel bir iddia ortaya atıldı.
Hayatını buradaki kazılara adayan Alman arkeolog Klaus Schmidt,
Piramitler’den 7 bin 500 yıl önce inşa edildiği tespit edilen bu mekânın Kutsal Kitaplar’da adı Garden of Eden ya da “Cennet Bahçesi” olarak geçen ve Âdem ile Havva’nın yasak elma ağacının meyvesinden yiyerek kovuldukları yer olduğunu ileri sürdü.
 994’te sürüsünü otlatan bir çoban, Şanlıurfa’nın 15 km kuzey doğusundaki Göbekli Tepe’de dikdörtgen şeklinde üzerinde oymalar olan taşlar buldu, yetkililere götürdü.
İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitüsü görevlisi Klaus Schmidt, bölgeye giderek incelemelere başladı. 
Kazılarda şimdiye dek çıkarılan 45 adet T şeklindeki taş anıtın üzerinde yabani domuz, ördek, yılan, aslan, balık ve avcılık yapan insan figürleri var.
Daha yüzlerce taş anıtın çıkarılmayı beklediği bölgenin tapınak olarak kullanıldığını tahmin ediliyor.
Uzmanlara göre Göbekli Tepe tam 14 bin yaşında, yani piramitlerden 7 bin 500 yıl daha eski.
Schmidt’e göre artık çorak olan Göbekli Tepe, bir zamanlar çok bereketli bir bölgeydi.
Ancak insanlık, çevrenin bozulmasına yol açarak bu “cennet”in yok olmasına sebep oldu.
Göbekli Tepe’de bulunan taşlar, M.Ö. 8000’de programlı bir şekilde toprağa gömüldü.
Bunun sonucu, çobanın üzerinde dolaştığı yapay tepeler oluştu.


Bilim adamlarına göre Göbekli Tepe’nin Âdem ve Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi olduğuna ilişkin kanıtlar şöyle:
İncil’in “yaradılış” bölümünde cennet bahçesinin Asur’un batısında olduğu yazıyor. Göbekli Tepe de burada.

İNGİLİZ Daily Mail gazetesinin konuştuğu bilim adamları,
“Medeniyetten ve her şeyden önce Göbekli Tepe vardı”
İfadesini kullandı. İşte bölgeyi inceleyen uzmanların tepkileri:
— Stanford Üniversitesi’nden Ian Hodder: Göbekli Tepe tarihle ilgili bildiğimiz her şeyin değişmesine sebep olacak.

— Witwatersrand Üniversitesi’nden David Lewis Williams: Göbekli Tepe tarihin gelmiş geçmiş en büyük arkeolojik keşfi.

— Reading Üniversitesi’nden Steve Mithen: Burası insan aklının anlamakta zorlanacağı kadar olağanüstü.

— Alman arkeolog Klaus Schmidt: Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbekli Tepe, Âdem’le Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi’ndeki bir tapınaktı.      (alıntı)

16 Aralık 2014 Salı

Nemrut Dagi ve Sirlari


Hakkında binbir rivayet olan Nemrut Dağı'nın gerçek öyküsünü öğrenmek ister misiniz?

 Çok uzak bir öykü : Nemrut dağı                            
"Kardeşlik Örgütü" Anadolu´daydı Nemrut´un Sırrı Nemrut Dağı hep gizemli iddialara hedef oldu; hatta uzaylıların gizli üssü olduğu bile iddia edildi; kesin olan tek şey dağda bilinmeyen veya henüz keşfedilmemiş tünellerin olduğu ve efsanevi Commagene Kralı I. Antiochos´un kayıp mezarıdır. Dağın gizemi, çok değişik alanlara yöneliyor; Hıristiyanlığın burada başlamasından tutun da, İsa´nın doğumundaki simgesel anlama ve de Noel´in yanlış zamanda kutlanmasına kadar... "The Orion Mystery ve The Mayan Prophecies" kitaplarının yazarlarından araştırmacı Adrian Gilbert, bu sırrı kovaladı, Rusya´dan Fransa´ya ve Mısır´a, Filistin´den Güneydoğu Anadolu´ya uzanan yorucu bir çalışmadan sonra edindiği bilgileri, inanılmaz iddialarla bütünleştirerek, bir kitap yazdı ve gizem büyüdü.
 Nemrut dağının gizemi                                                                                                                       
Tarihin neresine bakarsanız bakın, muhakkak dünyanın bir yerinde, özgün bir inanç veya mistik ya da okült bir yaşam biçimi karşınıza çıkacaktır. Bu tür grupların ana ilkesi kardeşliktir, kardeşlik adayı belli bir eğitim, öğrenim ve sınav aşamasını yaşadıktan sonra ezoterik gizemlerle beraber yaşamaya başlar ama bunları dışarıya taşıması yasaktır çünkü bilgi özeldir ve yeterince eğitilmemiş, amacını bilmeyen ve meraktan öteye geçemeyen yani hak etmeyen kişilere verilemez. Yüzyılın sonuna doğru, çoğunluğu Rus olan bir grup okültist veya ezoterist gizemci peşpeşe ortaya çıktı; aralarında Madam H.P.Blavatsky, Alexandra David-Neale, P.D. Ouspensky ve G.I.Gurdjieff gibi çok önemli isimler bulunuyordu. Doğunun tanımıyla bunlar; "Bilgeliğin Ustaları" ydılar. Tümü, uzak geçmişin ezoterik ve gizemci mantığı doğrultusundaydı, kurdukları gizem örgütleri günümüzde milyonlarca insanı yönlendiriyor, yani "Kardeşlik" hala yaşıyor.
 Hristiyanlığın lideri Nemrut´da mıydı?                                                                                                                          
Yoksa, Hıristiyanlığın Gerçek Lideri Nemrut´da Mıydı?                                                                                                       
1920´de G.I.Gurdjieff, batıya geldi ve Fransa´da kendi adına bir gizem veya ezoterizm okulu açtı, okulun izlediği yol çok eski bir ezoterik okulun yoluydu; bu çok uzak geçmişten gelen okulun adı "Sarmoung Kardeşliği" idi. İpucu izlendiğinde, (Gurdjieff hakkında yazılan otobiyografi de bu yöndedir.) adı geçen örgütün temelinde büyük bir olasılıkla, bir zamanlar Kuzey Mezopotamya´da gelişip, yayılan ama sonra yok edilen Hıristiyan Gnostik Okulu´ndan geriye kalanlar bulunuyordu. İzleri sürdürdüğümüzde bu kez günümüz Türkiye´sinin sınırlarının içine giriyor ve kayıp gizem okulunun Güneydoğu Anadolu´da bulunduğu anlaşılıyordu yani Gurdjieff´in kurduğu örgütün en uzak geçmişinde yer alan kayıp gizem okulu Anadolu´daydı; Ama nerede? İşte burada ortaya çıkan bir adam yeri bulduğunu söyledi, adamın adı Adrian Gilbert´ti,1972 yılında, Adrian Gilbert hacı olmak amacıyla, Filistin´e, Hz. İsa´nın doğum yeri olan Bethlehem´e gitmişti, aslında bilgeliğin peşindeydi, bir gizem örgütü arıyor ve eğitilmek istiyordu. Bölgede bir gizli okulun olduğunu duymuştu, kulağına gelenlere göre Matta İncili´nde adı geçen Maji Okulu buradaydı, sıkı bir arayışın ve gizem dedektifçiliğinin sonucunda, o da Gurdjieff´in izine rasladı, Filistin´de ortaya çıkan iz, Fransa´da gelen izle Anadolu´da birleşiyordu ve Adrian Gilbert artık sonuçtan emindi; Kayıp "Kardeşlik Okulu" nun liderini ve yerini bulmuştu; Gilbert´e göre örgütün kurucusu Commagene Kralı I. Antiochus, yeri ise Nemrut Dağı´ydı.
 Kral Antiochus´un krallığı
Sıra Urfa´da
Gilbert, Kral I. Antiochus´un yaşadığı çağda varolan Sarmoung Kardeşlik Örgütü ile yakın ilişkisi olduğu görüşünde, onun Kuzey Fırat bölgesine yayılan küçük krallığının ana simgesi aslandı veya Commagene Aslanı´ydı. Nemrut Dağı´nda bulunan dev mezar anıtta, astrolojik ve Hermetik simgeler kullanılarak, gizem vurgulanmıştı. Nemrut´da bulunan Aslan kabartmasının üzerindeki Astrolojik simgeler aslında bir horoskop yani yıldız haritasıdır ve Gilbert burada belirtilen işaret edilen iki zaman dönemiyle, Kral´ın doğum ve inisiye yani örgütte eğitildiği tarihleri işaret ettiği düşüncesindedir, bu tarih 6 Ocak´tır yani İsa´nın Yahya Peygamber tarafından vaftiz edildiği tarih yani özgün adıyla "epiphanes" günü. Günümüzde, aynı tarihte Ortodokslar suya haç atarak kutlamalar yapıyorlar. Gilbert, Kral Antiochus´un krallığının henüz bulunmamış bir yerinde 35´ eğiminde, 155 m. uzunluğunda, nereye gittiği bilinmeyen bir tünel olduğunu iddia ediyor. Aslında bu iddia doğru, çünkü arkeologlar uzun zamandan beri bu bulmacanın peşindeler, Kahta´dan Nemrut Dağı´na uzanan tünellerin varlığı biliniyor ama nereye gittikleri henüz anlaşılamadı zira o boyutta kazılar yapılmış değil. Gilbert Commagene Kralı´nın doğum tarihini de hesaplıyor; bu tarih Güneş´in, Regulus yıldızıyla Aslan Burcu´nda buluşum yaptığı tarih yani 29 Haziran. Adrian Gilbert, Urfa´nın da (Eski adıyla Edessa) Orion Bilgeliği ile ilgili bir astrolojik merkez olduğu görüşünde ve bunun kanıtlarının da Eski Ahit´te yani Tevrat´da bulunduğunu belirtiyor.
 Hristiyanlık kalıntıları ve Urfa
Kral´ın doğumu ve Mısır´a uzanan yol
Hıristiyanlığın ilk yıllarında Urfa, çok önemli bir eğitim merkeziydi ve kutsal kalıntılar hala orada görülür. Haçlılar´ın yıkımlarından sonra bölge, 1145´de İslam Komutanı Zengi tarafından ele geçirilmiş ve 1146´da da Zengi´nin oğlu Nureddin, Haçlıları tamamen uzaklaştırmıştı. Gilbert, araştırmalarında kayıp Kardeşlik Örgütü´nün izlerinin Urfa´da da bulunduğu belirtiyor ve Matta İncili´ndeki "Maji Öyküsü" nü hatırlatıyor. Mesih´in yani İsa´nın doğumu yani Christmas Günü sandığımız gibi 25 Aralık değildir, bu tarih aslında antik bir Pagan festivalini simgeler (Mitralar´ın Doğum Kutlamaları). Gerçek Christmas Milattan önceki 7. yılın 29 Temmuz´udur yani İsa milattan 7 yıl önce doğmuştur ve o gün gök konumu çok özeldir; Güneş her yıl aynı tarihte, "Kral´ın Doğumu" konumuna girer Aslan Burcu´ndaki "Küçük Aslan" veya "Aslan Yürek" de denen Regulus´la buluşur. Bu aynı zamanda da, göğün en parlak yıldızı olan Sirius´un yükseliş döneminin hemen sonrasıdır yani Sirius özgün periyodundaki görünmezlik dönemini bitirerek, yükselmeye başlar. Mısır Mitolojisi´nde Sirius yıldızı, Tanrıça Isis´in özel yıldızıdır, görülmediği dönemde Tanrıça hamiledir, yükseldiğinde yani parlamaya başladığında oğlu Horus doğar, bu da Güneş-Regulus buluşmasıyla simgelenir.

 Hristiyanlık ve Astrolojik Simgeler
İlk Hıristiyanlar, bu mitolojik kavramı kullandılar, Sirius´un yükselmesi Meryem´in doğumuydu ama bu kez doğan Horus değildi çünkü Meryem´in oğlu İsa´ydı, aynı anda görülen diğer parlak yıldızlarda önemliydiler, örneğin Orion Isis´in eşi yani kocası olan Osiris´ti, Hıristiyan kültürü, Osiris´e Joseph yani Meryem eşi kişiliğini verdi. Procyon yıldızı da, Sirius gibi Orion´dan sonra yükselir ve Isis´in kızkardeşi Nephthys ile simgelenir ve o da orta eş kişiliğiyle bazı erken Hıristiyanlık söylencelerinde yer alır. Zodyak yani Burçlar Kuşağı genelde hayvanlarla simgelenir, Öküz yani Boğa, Koyun yani Koç burçları İsa´nın doğduğu ahırda bulunan ve yemlenen yani beslenen iki hayvandır ve ahır Bethlehem kasabasındadır, kasabanın adının anlamı "Ekmeğin Yeri" dir, Bethlehem kasabası, Judah bölgesinde yani İsrail´in Aslan Kabilesi´nin yaşadığı yerdedir ve bu kabilenin simgesi Aslan Burcu´ndaki veya takımyıldızındaki Regulus´tur, sonuç olarak ezoterik anlamda Güneş-Regulus buluşumu, İsa´nın ahırdaki doğumunu simgeler.
  Nemrut dağı´ndaki horoskop şekli
Kabartmada görülen yürüyen aslan formundaki yıldız haritası yani horoskop, Yunan astrolojisi tarzındadır ve bir tarih belirlenmiştir. Bu yöntem atalarımız tarafından zaman zaman kullanılmıştır; Seleucidler, Makedonyalılar, Persler, Büyük İskender, Darius I tarafından kullanılmıştır. Antik Yunan´ın ve Persler´den gelen etkilerin ve Nemrut´ta yapılan geleneksel dinsel ritüeller genel anlamda Orta Doğu´dan Avrupa´ya yönlenen Mitra inançları ve dini ile ilgilidir. Commageneler´in Mitraik inancı, doğudan batıya doğru bir yelpaze gibi yayılırken, kesin olarak Hıristiyanlığın temelini oluşturmuştur yani Hıristiyanlığın kökeni Mitraizm dolayısı ile de Kral I. Antiochos´un katıldığı gizemli Kardeşlik Dini´dir. Kral´ın mimarları, tarihsel göndermeyi yapmak amacıyla, yıldız konumlarını bir aslan formuyla oluşturdular.
Üç Gizemli Adam mı Yoksa Gezegen mi?
Bebek İsa´yı ziyarete geldiklerine inanılan üç çoban krala Bethlehem´e giden yolu yıldızlar gösterir, yıldızların geleneksel yeri ekliptiğin kuzeyindeki simgesel bir hattı oluşturur, bunlar Sirius´dan önce doğan Procyon, Castor ve Pollux´tur, çoban krallara yol gösterirler yani Sirius´un doğacağı yeri gösterirler. Adrian Gilbert, İsa´nın doğumunda parlayan ve Bethlehem´den izlenen büyük yıldızın tek olmadığına hatta yıldız olmadığına inanıyor, ona göre parlaklığın nedeni iki dev gezegenin yani Satürn ile Jüpiter´in buluşumuydu, buluşum Balık Burcu´ndaydı ve bu nedenle de Hıristiyanlığın gerçek simgesi balıktı. İki dev gezegen, o konumda akşam göğünün (saat 21:30 civarı) en parlak gök cisimleridirler ve çok net olarak çıplak gözle görülebilirler. Üç çoban kralın ezoterik anlamları da böyledir yani Melchior, Caspar ve Balthasar´ın; Satürn ve Jüpiter, iki kralla simgelenir; Melchior (Altın Kralı Jüpiter) ve Caspar (Mür yani koku kralı Satürn); Jüpiter astrolojik anlamda, sağlığı ve zenginliği simgelerken, Satürn ölüm ve mezarın yanısıra uzun yaşamı simgeler. Mür, Mısır mitlerinde Satürn simgeselliği doğrultusunda, mumyalamada kullanılan bir maddedir. Üçincü Çoban Kral yani üçüncü gezegen Güneş´e en yakın gezegen olan Merkür´dür, bu da Balthasar´dır (veya Belteshazzar), ismin anlamı "Yüce Efendi´nin Öncüsü" veya en yakın yardımcısı şeklindedir. Merkür, Güneş´ten biraz önce doğar yani sultanın veziri gibidir. Bebek İsa´ya altın ve mür´ün yanısıra Balthasar tarafından verilen üçüncü armağan günnük veya buhurdur, günnük simgesel olarak majikal fonksiyonları uyandırır ve Merkür ile astrolojik doğrultuda ilişkilidir.

Nemrut dağı ve sırları
Adrian Gilbert, tüm öykünün anlamının farklı olduğu görüşünde, bizlere bu şekilde İsa´nın doğum horoskobunun yani yıldız haritasının anlatılmak istendiğini düşünüyor, eğer okuma doğru yapılırsa kesin zaman belirlenecektir. İsa´da Horus gibi bir kral olarak doğmuştur, gezegenlere uygun armağanlar onun doğumunu simgelerler, Matta İncili´nde armağanların baştan çıkarıcı oldukları ve egosal amaçlarla kullanılabilecekleri vurgulanır. Yani üç gezegenin negatif yönleri vurgulanır, negatif yönler pratik Maji´nin reddedilmesi (Merkür), ölümsüzlük arzusu (Satürn) ve krallık yani iktidar hırsıdır (Jüpiter). Daha sonraki olaylarda benzer anlamlar içerirler, Yahya Peygamber Ürdün Irmağı´nda İsa´yı vaftiz ederken cennetten gelen bir güvercin simgeselliğinde İsa´ya en yüksek armağan verilir, bunun anlamı gezegendeki en yüksek krallığın onaylanmasıdır. Artık o, Logos´un yani Varoluş´un aracı olmuştur. Yani Vaftiz´in simgeselliği ve 6 Ocak kutlamalarının anlamı göksel buluşmanın gerçekleşmesi daha da ötede İsa´nın göksel doğumudur. Ama daha sonra bu tarih değişecek, 25 Aralık´a kayarak, antik Roma´nın Satürn şenlikleri Mitralar´ın doğumu ile karışacaktır.
Bütün bunlardan anlaşılan şey, Kayıp Kardeşlik Örgütü´nün içeriğidir, Horus´dan, İsa´ya oradan da Kral I. Antiochus´a uzanan gizemin ezoterik anlamı ve bunun astrolojik metodla, Hermetik Bilgelik düzeyinde simgeselleştirilmesidir fakat tüm anlatılar ve Gilbert´in iddiaları yine de asıl gizemi açıklayamıyor; yıldızların ve gezegenlerin etkinliği ya da önemi acaba kutsallık düzeyinde ezoterik simgesellik midir? Yoksa, dünya dışındaki bir yerler mi ima edilmektedir? Sır, Orion ve Sirius´da saklı gibidir; birgün bunu da öğreneceğiz; ne zaman mı? Kimbilir, belki de Nemrut Dağı´nın altında yatan sırrı çözdüğümüz zaman...



Fransanin en gorkemli satolari

Fransa’nın en görkemli şatoları

Fransa’da binlerce şato bulunur. Kimi inşa edildiği günkü heybetini korurken kimi harabe halinde varlığını sürdürmektedir. İşte Fransa’nın en görkemli şatoları…


 



Chateau de Chantilly

Paris’in 40 km kuzeyinde bulunan Chateau de Chantilly, 1560 yılında inşa edilmiştir. Geniş odaları, sanat galerileri ve muazzam bahçelerinde gösteriş ön plandadır. Şato, James Bond A View to Kill filminde de kullanılmıştır.
































Chateau de Pierrefonds

Pek çok televizyon programında set olarak kullanılan şato, ufak bir kasabaya bakan bir tepede 12. yüzyılda inşa edilmiştir. Napolyon zamanında elden geçirilen şatonun geniş odaları boş bırakılmıştır. Şatonun mahzeninde pek çok Fransız kralın mezarı bulunmaktadır.



Chateau de Chaumont

Loire Vadisi’nde bulunan Chateau de Chaumont, görünüşünün yanı sıra tarihe tanıklık etmiş olmasıyla da dikkat çekmektedir. Şato, 10. yüzyıldan kalma bir kalenin yıkıntıları üzerine 1465 yılında inşa edilmiştir. Çok kısa süre sonra Kral XI Louis, bu kalenin sahibinin bir asi olduğunu öğrenince şatoyu yerle bir ettirmiştir. Birkaç on yıl sonra Kral II. Henry’nin kötü şöhretli eşi Catherine de Medici şatoyu satın almış ve Nostradamus’un da aralarında bulunduğu ünlüleri konu etmiştir. Şato, 1938 yılında Fransız hükümetine bağışlanmıştır.





Chateau de Chambord

Loire Vadisi’nde yer alan bir başka şato da Chateau de Chambord’dur. Büyüklüğü ve tasarımı ile kolayca diğer şatolardan ayrılan Chateau de Chambord, Fransız Rönesans mimarisinin en güzel örnekleri arasında gösterilir.Kral I. Francois için 16. yüzyılda av köşkü olarak inşa edilen şato, 440 oda  ve 330 şömineye sahiptir.



Chateau de Versailles

En çok tanınan Fransız şatolarından olan Chateau de Versailles, her yıl 3 milyondan fazla turist tarafından ziyaret edilir. Bu gösterişli şato 1624 yılında Kral XIII Louis için av köşkü olarak inşa edilmiştir. Kraliçe’nin yatak odasında, devrim sırasında Marie Antionette’nin kaçtığı gizli kapı da görülebilir.


15 Aralık 2014 Pazartesi

Krallar Vadisi’nin Gizemleri

Krallar Vadisi’nin Gizemleri

Dünyanın en çok ziyaret edilen turistik yerlerinden biri olan Mısır’da, firavunların izinde Krallar Vadisi’nin gizemlerine kulak verelim


Eski Mısırlılar, firavunları için devasa anıtlar inşa etti. Ancak kimsenin görmesini istemedikleri yer altı mezarlarının inşası için de zaman ve hazine harcadılar. Bu görkemli mezarların en tanınmışları, Luksor yakınında Nil Nehri’nin batı yakasındaki Krallar Vadisi olarak bilinen bölgededir.

 Yeni Krallık ( M.Ö. 1539-1075) döneminde vadi, Tutankhamun, I. Seti, II. Ramses gibi firavunların, kraliçelerin, rahiplerin ve elit tabakanın gömüldüğü yer haline gelmiştir.

 Mezarlarda bulunan eşyalar ve mimari özellikleri diğer dünya için yapılan hazırlıkları gözler önüne sermektedir. Diğer dünyada ruhunun yeniden dirilebilmesi için ölen kişi de mumyalanarak mezara konulurdu.
 Yer altı mezarlarında bir kralın öteki dünyada ihtiyaç duyabileceği her türlü eşya olurdu. Hazineleri, maskeleri, altın plakaları ve eşyalarıyla birlikte gömülürdü. Öteki dünyadaki törenler için yeterli yiyecek, içecek , şarap ve bira da konulurdu.
 Krallar Vadisi’nin Gizemleri

Yüzyıllardır mezar kazıcılar ve hazine avcıları Krallar Vadisi’nin altını üstüne getirmektedir. Ancak buradaki bilinmeyenlerin sonu gelmiş değildir.
 Çoğu kimse 1922 yılından önce ortaya çıkarılan 62 mezarın vadideki anıtların tümü olduğu kanısındaydı. Başka mezar alanı bulunamayacağı düşünülüyordu.
 Ancak bu inanış, çocuk kral Tutankhamun’un mezarı Howard Carter tarafından ortaya çıkarıldığında geçerliliğini kaybetti.
 2005 yılında ise arkeolog Otto Schaden, Tutankhamun’dan beri vadinin ilk bilinmeyen mezarını keşfetti. Mezar, Tut’un mezarının sadece 15 metre ilerisinde ortaya çıkarıldı. Kazı alanına KV 63 ismi verildi.
 KV 63’te mumya bulunmamasıyla birlikte lahitler, çömlekler, kumaşlar, çiçekler ve diğer eşyalar ortaya çıkarıldı. Bazıları bu eşyaların başka bir mezarın habercisi olduğuna inanıyor.













Avrupanin en guzel cesmeleri

Avrupa’nın en güzel çeşmeleri

Avrupa şehirlerinde mimari harikası çeşmeler görenleri büyülüyor. İşte Avrupa’nın en güzel ve değişik çeşmeleri…

Swarovski Çeşmesi – Avusturya

Gözleri kristal taşlarla bezeli bu çeşme Avusturya’nın Wattens kasabasında bulunuyor. Swarovski kristalinin 100. yılını kutlamak için inşa edilen sürreal eserlerden biri olarak ön plana çıkıyor.

Charybdis – İngiltere

Sunderland’de bulunan çeşme adını Yunan mitolojisinden alıyor. Bir su perisi olan Charybdis Zeus tarafından cezalandırılıyor ve gemileri yutan bir girdaba dönüştürülüyor. 2000 yılında William Pye tarafından tamamlanan çeşme çok şık ve güzel bir mimariye sahip.

Stravinsky Çeşmesi – Paris

1983 yılında inşa edilen modern çeşme şehrin dört bir yanını saran 16 hareketli heykel kompozisyonundan biri.

Tivoli Villa d’Este – İtalya

18. yüzyılda Rönesans etkisiyle inşa edilmiş Tivoli bahçelerinde yüzlerce çeşme bulunuyor. Bunlar arasında Neptun Çeşmesi ve oyma heykellerden oluşan Dragon Çeşmesi en çok dikkat çekenlerden.

The Grand Cascade – Rusya

1720li yıllarda St. Petersburg’da bulunan Peterhof Sarayı çevresinde inşa edilen 64 çeşme ve 200’den fazla heykel görenleri hayran bırakıyor. Çeşmelerin pompa sistemi olmadan işliyor olması da şaşkınlık yaratıyor.

Dünyanin en derin golu Baykal Golu

Dünyanın en derin gölü Baykal!

Sibirya’da bulunan Baykal Gölü, dünyanın en derin gölü olma özelliğini taşır. Hilal şeklindeki bu göl, devasa bir çizik gibi Sibirya kırsalında boylu boyunca uzanmaktadır.



Baykal Gölü, 640 km uzunluğunda ve 80 km genişliğindedir. 1 kilometreden fazla olan derinliğiyle 23.000 kilometreküp su barındırır. Gölün bazı kısımlarındaki su o kadar berraktır ki 40 metre aşağısındaki canlılar ve bitkiler kolaylıkla görülebilir.


Aralık ayında gölün kenarlarını kalın bir buz tabakası kaplamaya başlar. Ocak’a gelindiğinde ise tüm yüzey buz tutmuş haldedir. Buz tabakası Nisan-Mayıs aylarına kadar erimez. Bölgede yaşayanlar bu kalın buz tabakasının üzerinden araçlarıyla rahatlıkla geçmektedir. 1904-1905 yılları arasında Rus-Japon Savaşı esnasında buz tabakasının üzerine demir yolu döşendiği bilinmektedir.


Baykal Gölü’nün güney ucunun 70 km kuzey batısında bulunan Irkutsk şehri, pek çok gezgincinin uğrak yeridir. Trans- Sibirya treni Moskova’ya giderken burada durmaktadır.


Irkutsk’a gelenler soğan şeklindeki kubbeleri, klasik yapıları ve ahşap mimarisinin örneklerini görebilmektedir.


Rusların Baykal Gölü’nü Sibirya’nın İncisi olarak gördüğüne dair kayıtlar vardır. 25 milyon yıldan daha fazla süredir bölgede bulunan Baykal Gölü ekosisteminde, dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan 1000’den fazla hayvan türü barınmaktadır.








Cehennemin kiyisinda bir yuruyus - DARVAZA

Cehennemin kıyısında bir yürüyüş

Cehenneme açılan kapı olarak tanınan bu doğal krater, Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat'tan 260 km uzakta bulunuyor.



"Darvaza" olarak da bilinen bu krater yakınındaki köye de ismini veriyor.


 Kraterin hikayesi ise oldukça ilginç.


30 yıl kadar önce bölgedeki krateri bulan jeologlar, aslında bu cehennemin yaratılmasında büyük rol oynamış.


Kraterin zehirli gazlarla dolu olduğuna ve gazı yakmaya karar veren jeologlar bu sürecin 2-3 gün süreceğini düşünmüş.


Ancak bugün krater hala yanmaya devam etmektedir.